İSİMSİZ
SOHBET O’nun öfkesi bir an içindir,
Geceleyin dertler büyüyebilir çünkü…
Ama sevgisi, zamanlarcadır.
Yine olanca affıyla,
Bizi nasılsa kucaklar sabahlarla…
Ey yankılar uyandıran nurlu güzellik!
Gözyaşları yetmez bazen sana.
Fırtınalar hasretler yetmez…
Bir kelebeğin dokunuşu gibi
Taç yapraklarına;
Öylesine lâtif, öylesine incesin kaybolmak için…
Ve gücenmelerin sessizce,
Bağrına gömdüğün…
Kelâma ne hacet!
En güzel mucizeleri sunmadın mı,
Ayetlerin rahmet dolu yüreğiyle…
Binlerce cevap verdin çağrılara, hayatın içinde.
Sonra bir gül, bütün aynayı kırdı paramparça…
Ortalığa böyle yayıldı,
Gül bahçesi görüntüsü…
Çok uzak bir yıldız,
Kapı oldu bir başka gökyüzüne…
Umarım o mavi inci beyazlığında,
Kavuşuruz seninle…
Bütün yanlışlıklar,
Şaka gibi anımsanacak nasılsa.
İşte mumların kutsal aydınlığında;
Korkuların korkularla kesiştiği,
Kıskanç kimliklerle bu sohbet…
Gereksindikleri için;
Yaşlı sahibi, dolunayda kurban ettiler…
Ömrünün sonuna kadar kendilerine
Koşamazdı ya! Öyle değil mi?
İkonalarda dondu kaldı tebessümler…
Deniz renginde
Yunusların yüzü gibi.
Dualarımızdan,
Mabetlerimize böyle sığındılar,
Çünkü hesapsız kitapsız nice sözler verilmişti
günlere
Ama dilenci sandılar peygamberleri,
Kendilerinde güç görenler…
Afrika musikîsinin tamtamlarıyla
Avunurken firavunlar;
İmanlı yüreklerin aynasındaki ışık
Uçurumlara yuvarladı zaferlerini,
Yansıdığı zaman…
İşte her şey böyle oldu,
Böyle kazındı
Kutsal mührü Süleyman’ın…
30.01.1995
Göztepe
|