Heykeltıraş Kuzgun’a ithaf
BİR GÖRÜNTÜ
ÖYKÜSÜ
Kirletilmiş bir gökyüzü,
Islak bir deniz,
Acımasız bir mavi,
Unutulmuş saltanatları çevreliyor…
Köprülerin üstünden değil,
Altından geçiyoruz oyalanarak…
Bir durak noktasına kadar;
Çıplak doğduğumu,
Unutmuştu anam babam…
Ama rakı parasına dilenen,
Esrik, ela gözlü yabancı;
Arayıp bulmam için hatıralarımı,
Bir tohum gibi düştü
Toprağıma görüntüsüyle…
Elinden giden bir yuvanın
Anımsamalarındaydı perişanlığı ki,
Uzak kuşlar uçuyordu,
Şişman bir keşiş gibi uyuklayan,
Galata kulesinin tepesinde…
Artık her geçen saniye,
Geceye sürüklüyordu hepimizi…
Çağdaş bir yanlışlığı doğrular gibi;
Yazılar damlarda,
Çatıların üzerinde dolaşırken,
Bir yanıp bir sönerek
İstanbul’un ayakları altında…
İlkbaharın ışığı;
Çerden çöpten geçilmeyen,
Özentili kaldırımlarımızda,
Uçuşan tembel sinekleri,
Çoktan uyandırmıştı…
Zaten;
Maviş, çilli ve sevimsiz
Bir kız çocuğuyla ki o,
Sarı dişleriyle gülüyordu,
Kendini adam yerine koyanlara,
Besili bir beygir gibi…
Takvim yaprağından yırtılıp,
Atılırdı, unutulurdu bütün bunlar!
Ama Kuzgun’un ayağı kaydı,
Merdivenlerden…
Ortaköy
|